BÜYÜK SELÇUKLU SANATI


BÜYÜK SELÇUKLU SANATI Oğuzların Kınık oymağından gelen Dakak’ın oğlu Selçuk ve torunları tarafından 1040’da Horasan’da kurulmuş olan Selçuklu Devleti , Alp Arslan ve Melikşah devirlerinde kısa zamanda bir imparatorluk haline gelmiştir .1157’de Sultan Sencer’in ölümünden sonra 1193’e kadar Irak Selçukluları hakim olmuş , 1193’de Sultan III. Tuğrul’un ölümüne kadar devem etmiştir . Kiraman Selçukluları 1121’de son bulmuş , yerlerine Harzemşahlar gelmiştir. Suriye Selçukluları da 1117’den itibaren hakimiyetlerini kaybetmişlerdir. Azerbaycan’da Selçuklu Atabekleri hakimiyeti ise İlhanlıların kuruluşuna kadar sürmüştür. Büyük Selçuklu dönemi sanatı , Türk sanat kronolojisinde önemli bir devredir . İslamiyetin Türkler tarafından kabulü , her alanda olduğu gibi , bu toplumun sanatında da geniş yankılar yapmış ; mimari , tezyinat ve el sanatları yeni bir yön kazanmıştır . Karahanlı ve Gazneli sanatlarıyla başlayan gelişme , Selçuklu hakimiyet sahasında daha geniş çaplı denemelerle kendini göstermiştir. İran , Maveraünnehr ve Horasan’a yayılan Büyük Selçuklu sanatı , birkaç bakımdan önemlidir . Öncelikle , Abbasi hilafeti zamanında henüz silinmeyen Sasani gelenekleri ve bölgesel sanatlar ancak bu dönemde topluca değerlendirilmiş , ortak çizgiler gösteren bir üslup belirmiştir . Bu dönemin bir başka özelliği de Anadolu Selçuklu sanatının önemli bir kaynağı olmasıdır . Böylece Orta Asya ve Horasan’daki mimari ve buna bağlı gelenekler , Azerbaycan ve Doğu Anadolu yoluyla Küçük Asya’ya kadar ulaşmıştır . Selçukluların başarıyla ve büyük ölçüler çerçevesinde uyguladıkları cami , medrese ve kümbet gibi yapı tipleri kendi devresi için klasik diyebileceğimiz biçimler kazanmış , süsleme ve el sanatları bu devrede belirli ölçü ve esaslara kavuşmuştur. Moğol ve Timur istilalarının getirdiği yıkım ve Sefevi devrinin yoğun yapı faaliyeti , Büyük Selçuklu eserlerini silememiştir. Bunda seçilen malzemenin ve uygulanan sağlam tekniğin rolü büyüktür. CAMİLER Karahanlı ve Gazneli camileri tanınmadan önce Türk camii mimarisi İran’da Büyük Selçuklularla başlatılmış ve bu yüzden mimari gelişmede birçok problem aydınlatılamadığı gibi, sonradan değişen çeşitli hipotezler ortaya atılmıştır. Bugün mihrap önünde kubbesi olan ve bir mekan birliği gösteren plan tipinin Büyük Selçuklulardan önce Karahanlı ve Gazneli mimarisinde ortaya çıktığı son yıllardaki araştırma ve kazılarla anlaşılmış bulunmaktadır. Selçuklular İran’da Türk mimarisinde daha önce başlayan gelişmeleri değerlendirerek büyük ölçüde abidevi cami mimarisinin tipini ve şemasını ortaya koymuşlar, bundan sonra da bütün İran ve Orta Asya’da bu plan tipi hakim olmuştur . Isfahan Mescid-i Cuması: İlk Selçuklu camii, en mühim kısımları 1072-1092 arasında, Melikşah zamanında yapılmış olan Isfahan Mescid-i Cuması’dır. Kitabelere göre büyük mihrap kubbesiyle bunun tam karşısında avlu dışında kuzeydeki küçük kubbeli mekan, dört eyvanlı avlu ve kubbeli revaklarla bütün ana hatları Selçuklular zamanında meydana getirilmiştir . Bundan sonra cami, XVIII. Yüzyıla kadar otuza yakın kitabe ile belirtilen uzun bir devrede çeşitli ilave ve değişikliklerle genişletilmiş, XIX. ve XX. yüzyıllarda da tamirler geçirmişti. Cami, Halife Mansur zamanına kadar uzanan, avlulu tipte, kerpiçten bir Abbasi camiinin yerinde yapılmıştır. İlk olarak Melikşah’ın emriyle vezir Nizamül Mülk, onun tarzında, 1080’de güneydeki büyük mihrap kubbesini yaptırmıştır. Dört payenin birleştirilmesinden meydana gelen demetler halinde toplanmış ağır, yuvarlak payeler üstüne oturan sekizgen tromp bölgesi on iki köşeye intikal ederek bunu üzerine kubbe gelmektedir. Kenarları 15 metrekarelik bir mekanı örten kubbe mihrap tarafında duvara oturmakta, sekiz büyük paye grubu üzerine ve üç yandan dokuz kemerle camiye açılmaktadır. İlk yapıda, bunun iki yanında neflerin uzandığı ve belki de bunların düz, ahşap bir çatı ile örtülü olduğu düşünülmektedir. Kubbenin önünde eyvan vardır. Daha sonra dört eyvanlı hale getirilince bu şekli değişmiştir. Melikşah kubbesinde kare mekanın Damgan Camii’ni hatırlatan sıvalı, kalın ve ağır demet payeleriyle tromp bölgesinin ve kubbenin zengin mimari şekilleri arasında göze çarpan bir tezat vardır. Bunlar adeta birbirine bağlanmayan, ayrı ayrı kısımlar gibidir. Dış taraftan tuğladan, hafif sivri, çok sade bir kubbe görülmektedir. Tuğla yapısında dışta da alt ve üst arasında görülen farklar göz önüne alınarak kubbenin eskiden kalan alt kısım üzerine yapıldığı ileri sürülmüştür.

Yorum Yaz